Ve Doruk Bey’imizden hâlâ bir seda olmadığı gibi doğuma dair en ufak bir imare bile yok
Çok rahat ettirmiş olmalıyım oğlumu. Tabii anne karnı sıcak, ekmek elden, su gölden, odun Hasan Dağı’ndan. Niye çıkmak istesin ki!… İçerde nasıl dönüyor, nasıl hala oyun peşinde anlatamam. Ama nedense bir tek bana yapıyor bu şirinlikleri. Birisine gösterir göstermez beni yalancı çıkartırcasına duruyor, haylazlıktan efendiliğe geçiyor. Onlar bakmaktan vazgeçince tekrar oynamaya başlıyor oğlum annesine
Ben de artık kimselere söylemiyorum ne yapayım…
Bu sabah uyanır uyanmaz babamız ve anneannemizle beraber doktorumuz Herman Bey’e gittik. Muayene olduk, doğum şeklini belirleyecek olan kilo kontrolünü yaptılar. Asistanı 4 kilo ölçtü, sonra kendisi tekrar ölçüm yapıp 4 kilonun biraz altını buldu. Tabii bunların hepsi belli bir yaklaşım. Sonra NST ye bağlanıp bebeğimin kalp atışlarını ve hareketlerini izlediler. Çok şükür bir sıkıntı yokmuş. Anneden bebeğe giden kan akımının da normal olduğunu tespit ettikten sonra Pazartesi günü için randevulaştık… Pazartesi günü ne gibi ihtimaller olacağı üzerinde çok kısa da olsa biraz konuştuk zira doktor bey tüm bunları pazartesi günü konuşmamızdan yanaydı. Sanırım hafta sonu kendi kendime sancılarımın başlayacağını düşünüyor. Tecrübe başka bir şey tabii. Bakıp göreceğiz artık kısmetimizde ne olduğunu. Dileğim bu defa evimize her ikimizinde hatta babamızla birlikte her üçümüzün de sağlıklı olarak kucağımızda Doruk’la dönmemiz inşaallah.
Bu gün anneanneyi ve dedeyi uğurladık, hafta sonumuzu babamızla başbaşa geçirelim diye. Allah izin verirse başbaşa sessiz ve sakin geçireceğimiz son hafta sonumuz… En azından uzunca bir süre için bu böyle. Hamileliğimin başında ‘Karnım ne zaman büyüyecek?’ ‘Neden hala yirmili haftalara gelmedik?’ ‘ Ne zaman hareketlerini hissedeceğim?’ vs türündden sorularla birlikte zamanın çok yavaş geçmesinden şikayetçiydim. Hamileliğimin sonlarına doğru ise bu durum tam tersine döndü. ‘Yeni haftaya henüz başlamıştık, ne çabuk haftamız bitti?’ ‘ Otuzlu haftalara girdik, karnımdaki hareketlerini çok özleyeceğim’ lere döndü iş ve artık 40 haftayı da devirdik… Tam tamına DOKUZ AY ON GÜNÜMÜZ geride kaldı. Bebeğim her an doğdu doğacak ya da en çok bir kaç gün sonra doğaya müdâhele edilerek annesinin rahat karnından alınacak. Hakkımızda hayırlısı olsun inşaallah… Kavuşmamıza çok az kaldı yani nihayet.
Neden bilmem pek çok koşturmacası olan bu uzun süreçte ve en heyecanlı yeri olan sürecin son dönemecinde kendimi hep sakin buldum. Selimcim’in heyecanı sebebi ile en azından birimizin sakin kalması gerekliliğinden olabilir belki. Hepsi iyi niyetli ve yaşanmış deneyimlerden oluşsa bile şu an için aklımı karıştırmak ve beni huzursuz etmek dışında bir işe yaramayan tüm dış seslere rağmen hiç bilmediğim, daha önce deneyimlemediğim ve bakış açısına göre değişebilecek ama bence mucizevi bir olayın bu defa başrolüne soyunmuş olmayı, vücudumu bu konuda hiç ama hiç tanıyamamış olmaktan kaynaklanan kendimi tartamadığım bu çok özel deneyimimde bile kadere, kazaya, olacağa her zamanki gibi teslimiyetçi yaklaşmayı seçen ruhumun bir hediyesi sanırım bu sakinlik. Yaşasın olumlu düşünce gücü, yaşasın kuantum, yaşasın kaos üçlüsü :) Caaaanım ve kadim dostlarım benim :) En azından bir kaç gün daha ayrılmayın benden olur mu? :p
Çok yakın arkadaşlarımla beraber aynı dönemde hamile kalmak, onların bebeklerini sevmek, nelerle karşılaşabileceğimi uygulamalar üzerinde görmek bilgiyi getiriyor. Her ne kadar her annenin ve her bebeğin farklı olacağı bilgisi beynimde yer bulmuş ise de gözlemlere dayalı edinilen bu bilgiler korkuyu dağıtıyor. Bana söylenen ‘Bu günlerini çok arayacaksın… Bunlar daha ne ki asıl iş doğduktan sonra zorlaşacak…’ türünden gerçeklik payı olsa bile iç karartıcı söylemlere kulaklarımı tıkamış durumdayım. Neden insanlar böyle şeyler söylerler ki??? Ne mantıkla yani. Bana faydası var mı? Bebeğime faydası var mı? Bu günüme ya da yarınıma faydası var mı? YOK… Eeeee… O zaman? Pembe gözlük takmaya devam
40 haftanın sonunda Kilo; 74,4 kg / Tansiyon; 10-6
