Yaşanılan güzelliğe, onu bozmamak adına hiç dokunmamayı, konuşmamayı, gönüldekini dile dolamamayı her zaman doğru bulmuş, fıtratıma uygunluğundan olsa gerek kendi hayatımda da uygulayabilmişimdir. Ama bu öyle bir borç ki üzerimde, paylaşmasam, vebal alacakmışım gibi hissediyorum. Umarım yazı sahibini bulur.
Click to continue reading “Deneme 3 - Bir Rûya Yolculuğu; Umre”
Her iş ve oluş gibi kitapların da insan hayatına girmek için kendi zamanlarını beklediklerine inanırım. Türk Edebiyatının ilk çaplı anti- ütopya romanı Schrödinger’in Kedisi ( Kabus ve Rüya ), benim için o özel ve beklenen kitaplardandır. Yeni Fiziğin alışılmışın dışında düşünce sistemini, ezber bozan garip söylemlerini romansal bir kurgu içinde veren ve bunların şark insanının kültürel kodlarıyla ne denli uyumlu olduğunu bana fark ettiren bu kitabı sıklıkla okurum.
Click to continue reading “Deneme 2 - Kâbustan Rüyaya”
İnsanın sinir sistemi, beynin kendisine gelen uyarıları belli bir düzen içinde ve otomatik olarak anlamlandırması esası üzerine kuruludur. Bu sürecin herhangi bir nedenle kesintiye uğradığı durumlarda, beyin, kendisine ulaşan uyaranları bütünlüklü tasarımlar halinde formatlayamıyor. Formatlanmamış tasarımlar anlamlandırılamıyor, anlamlandırılamayan tasarımlar, sesli yazılı karşılıkları ile buluşamıyor ve böylece konuşma yitimi, afazi olgusu meydana geliyor. Bu olgunun görüldüğü kişiler duyuyorlar ama duyduklarına anlam veremiyorlar, görüyorlar ama gördüklerine anlam veremiyorlar. Uyaranları düzenleyemedikleri için ilişkilendiremiyor, ilişkilendiremediği için kayda geçemiyor, kayda geçemediği için ifade edemiyor.
Click to continue reading “Deneme 1 - Toplumsal Söz Yitimi (Afazi)”