Yazı tarihi: Pazartesi 25 Mayıs 2009

40. Haftanın sonundan beri yani, Cuma’dan beri her iki günde bir hastanedeyiz ve elimizde doruk’umuzla beraber dönmeyi ümid ederek gidiyoruz. Her gidişimizde Herman Bey, bir iki güne kadar kendiliğinden doğuracağını düşünüyorum deyip bizi evimize gönderdi. Cuma günü gittik-döndük, Pazartesi günü yine bir umutla gittik-döndük, Çarşamba günü normal geldi geldi gelmedi sezercik ile alınacak diye aç karnıma gittik ve malesef yine elimiz boş döndük
Bizdeki sükût-u hayal bir yana Avcılar’dan abimler yengemleri, işyerinden Mertel’i ve öğleden sonra gelmek için hazırlık yapan diğer Tek Yapı arkadaşlarıma ve en çok da doğum fotoğraflarımı çekmek için gelen Ayça’ya mahçup olmanın sıkıntısını yaşadım
Herman Bey’in çarşamba alacağız sözüne istinaden haber verdiğimiz insanlar ve telefonla açıklama yaptığımız kişilerin haddi hesabı yoktu… Ufak çaplı skandal… Tam bana göre yani
Allahtan Selimcim de işin içindeydi de yaşanan bu karışıklığa sebep olan kişinin ben olmadığıma inandım… Neyse, doktorumuz bizi eve gönderdi ve Cuma günü için randevulaştık. Yarın 41. haftamız doluyor, oğlum hala içerde fıldır fıldır gezmekte… En sonki ölçümlere göre 4 kilonun üzerinde çıkmıştı, yarın belki 4,100 ün de üzerine çıkmış olacak. Karnım iyice aşağı düştü ama sanırım iri bir bebek olduğundan hâla kanala girmiş değil… Bazen düşünüyorum ben bilinçaltımda bir karar veremediğim için mi çocuğum hangi yolla geleceğine karar veremedi acaba??? Öyle ya en başından beri ‘hakkımda hayırlısı ne ise o olsun’ dediğim için ve kendimi kaosun nazik ellerine dertsiz tasasız şekilde bıraktığım için ve de doktoruma çok güvendiğim için hiç bir düşünceye yoğunlaşamadım. Kimbilir???
Neyse, öyle ya da böyle Allah’ın izni ile kısmetse yarın oğluma kavuşabilmeyi umuyorum… Bir kaç kez gidip elimiz boş döndüğümüz için mi, yoksa artık gerçekten çocuğumu görmek istediğimden mi bilmiyorum duygu boşluğuna düştüm. Pek bir şey -ki buna korku da dahil- hissetmiyorum. Heyecanlı değilim. En çok merak var sanırım. Ultrason da sadece bir kere hayal meyal gördüğüm yüzü merak ediyorum, oğlumun bana nasıl bakacağını merak ediyorum. Bana ve babasına neler hissettireceğini merak ediyorum. Canını hiç düşünmeden vereceğin bir sevginin neye benzediğini merak ediyorum. Ve yine her zamanki gibi Allah’tan hayırlısını diliyorum.
Bu defa oğlumla birlikte dönmeye çok kararlıyım, Herman bizi evimize gönderse bile dönmeyeceğim
Bir sonraki yazımı anne olarak yazmayı umuyorum…
Dua ile…
Doruk’un annesi, Yasemin
41. Haftanın sonunda kilo; 75 Tansiyon; 12-8
Ve Doruk Bey’imizden hâlâ bir seda olmadığı gibi doğuma dair en ufak bir imare bile yok
Çok rahat ettirmiş olmalıyım oğlumu. Tabii anne karnı sıcak, ekmek elden, su gölden, odun Hasan Dağı’ndan. Niye çıkmak istesin ki!… İçerde nasıl dönüyor, nasıl hala oyun peşinde anlatamam. Ama nedense bir tek bana yapıyor bu şirinlikleri. Birisine gösterir göstermez beni yalancı çıkartırcasına duruyor, haylazlıktan efendiliğe geçiyor. Onlar bakmaktan vazgeçince tekrar oynamaya başlıyor oğlum annesine
Ben de artık kimselere söylemiyorum ne yapayım…
Bu sabah uyanır uyanmaz babamız ve anneannemizle beraber doktorumuz Herman Bey’e gittik. Muayene olduk, doğum şeklini belirleyecek olan kilo kontrolünü yaptılar. Asistanı 4 kilo ölçtü, sonra kendisi tekrar ölçüm yapıp 4 kilonun biraz altını buldu. Tabii bunların hepsi belli bir yaklaşım. Sonra NST ye bağlanıp bebeğimin kalp atışlarını ve hareketlerini izlediler. Çok şükür bir sıkıntı yokmuş. Anneden bebeğe giden kan akımının da normal olduğunu tespit ettikten sonra Pazartesi günü için randevulaştık… Pazartesi günü ne gibi ihtimaller olacağı üzerinde çok kısa da olsa biraz konuştuk zira doktor bey tüm bunları pazartesi günü konuşmamızdan yanaydı. Sanırım hafta sonu kendi kendime sancılarımın başlayacağını düşünüyor. Tecrübe başka bir şey tabii. Bakıp göreceğiz artık kısmetimizde ne olduğunu. Dileğim bu defa evimize her ikimizinde hatta babamızla birlikte her üçümüzün de sağlıklı olarak kucağımızda Doruk’la dönmemiz inşaallah.